Hastalık Kaygısı Bozukluğu

Hastalık hastalığı” olarak bilinen Hastalık Kaygısı Bozukluğu, kişinin aslında ciddi bir fiziksel hastalığı olmamasına rağmen, bedenindeki normal duyumları bile hastalık belirtisi olarak yorumlaması ve sürekli hasta olduğuna inanmasıdır.  Hastalık kaygısı yaşayan bireylerin zihni sürekli şu süreçleri tekrar eder:

  • Sürekli bedenini kontrol etme (nabız, ağrı, nefes)

  • Doktora gitme ihtiyacının artması ya da tam tersi doktordan kaçınma

  • “Ya ciddi bir hastalığım varsa?” düşüncesinin zihni meşgul etmesi

  • İnternetten sık sık hastalık araştırma (siberkondri)

  • Doktor “bir şey yok” dese bile rahatlayamama

  • Bedensel belirtileri büyütme ve felaketleştirme

Bu durum çoğu zaman sadece “kuruntu” değildir; altında geçmiş deneyimler yatar. Özellikle:

  • Çocuklukta hastalık, kayıp ya da ölüm deneyimi

  • Ailede sağlıkla ilgili aşırı kaygılı bir modelin olması

  • Bedensel belirtilerin tehlike olarak öğretildiği bir ortam

  • Ani ve kontrolsüz travmatik yaşantılar

Beyin, bu deneyimlerden sonra “beden = tehlike” şeklinde bir öğrenme geliştirir. Bu da en küçük fiziksel hissi bile alarm olarak algılamaya yol açar. Bu mekanizma, travma sonrası gelişen bir tür aşırı uyanıklık haline benzer.

Türkiye’de Görülme Sıklığı Var mı?
Türkiye’de doğrudan Hastalık Kaygısı Bozukluğu üzerine sınırlı sayıda çalışma olsa da, yapılan araştırmalar sağlık kaygısının toplumda yaklaşık %3–6 arasında görülebildiğini göstermektedir. Özellikle pandemi sonrası bu oranlarda artış gözlenmiştir. Klinik başvurularda ise bu oran daha yüksektir.

Nasıl Tedavi Edilir?
Tedavide en etkili yöntemlerden biri psikoterapidir. Özellikle EMDR terapisi bu alanda oldukça etkilidir.

EMDR yaklaşımı, sadece düşünceleri değiştirmeye çalışmaz; sorunun kökenine iner. Kişinin geçmişte yaşadığı sağlıkla ilgili travmalar belirlenir. Bu anılar işlenir ve beyindeki “tehlike algısı” yeniden düzenlenir. Bedensel duyumlara verilen aşırı alarm tepkisi azalır. Sonuç olarak kişi, bedenini daha gerçekçi algılamaya başlar ve sürekli hastaymış gibi hissetme döngüsünden çıkar.

NE YAPMALI?

Hastalık hastalığı, yaşayan kişiler için en kritik nokta, “bedeni kontrol etme döngüsünü” kırmaktır.

1. Belirtiyi değil, kaygıyı fark et
Göğüs sıkışması, çarpıntı gibi belirtiler çoğu zaman tehlike değil, kaygının fizyolojik çıktısıdır.
“Benim neyim var, bana ne oluyor" yerine “Şu an kaygım mı arttı?” diye sorabilirsin.

2. Doktor kontrolünü yapılandır
Sürekli farklı doktorlara gitmek kaygıyı besler. Bu sebeple tek bir hekimle ilerlemek, gereksiz tetkik tekrarlarından kaçınmak kontrol hissini artırır.

3. İnternetten araştırmayı sınırla
Google, sağlık kaygısını büyüten en güçlü tetikleyicilerden biridir. Bu yüzden doktor google'dan :) destek almayı bırakmalısın.

4. Bedensel duyumlara alan tanı
Her hissi bastırmaya çalışmak yerine: “Bu his var ve geçebilir” yaklaşımı sinir sistemini sakinleştirir.

5. Travma bağlantısını çalış
Geçmişteki hastalık, kayıp veya korku deneyimleri işlenmediğinde bugün bedene yansır. Bu noktada EMDR terapisi oldukça etkilidir.

6. Rutin oluştur
Uyku, beslenme ve hareket düzeni sinir sistemini stabilize eder.

NE YAPMAMALI?

1. Sürekli beden taraması yapma!
Nabız sayma, aynada kontrol etme, ağrıyı yoklamak kaygıyı kısa vadede azaltır ama uzun vadede büyütür.

2. Her düşünceye inanma!
“Ya kansersem?” gibi düşünceler olasılık değil, kaygı üretimidir. Zihin her düşündüğünü gerçek sanmak zorunda değil.

3. Güvence arama döngüsüne girme!

Sürekli doktora gitmek, etrafınızdakilere “bir şeyim yok değil mi?” diye sormak
geçici rahatlatır ama bağımlılık yaratır.

4. Kaçınma davranışı geliştirme!
Hastane, haber, hatta bazı aktivitelerden kaçmak, korkuyu güçlendirir.

5. Bedeni düşman gibi görme!
Aslında beden alarm vererek korumaya çalışır. Sorun beden değil, alarmın hassasiyetidir.

Bu durum yaşam kalitesini ciddi anlamda etkiler bu sebeple psikoterapiye başlamak hem yaşam kalitenizi arttırır hem de bu kısır döngüden çıkmanızı sağlar.