Teşhisi Konulamayan Fizyolojik Semptomlar: Psikosomatik Yakınmalar…

Fizyolojik belirtiler yaşayarak doktora başvuruyor olmanızla, beraberinde yapılan tahlil ve tetkiklerinizin temiz çıkması, sonuç olarakta doktorun yaşadığınız durumun psikolojik olduğunu söylemesi...

Psikosomatik hastalıkları anlayabilmek için aslında öncelikle açıklamaya öncelikle kelimeleri ayırarak başlamak gerekir. “Psyche” ruh, “Soma” ise beden demektir. Literatürde Somatizasyon Bozuklukları olarak adlandırılır. Somatizasyon ise; bedenselleştirme demektir. Fizyolojik belirtiler yaşayarak doktora başvuruyor olmanızla, beraberinde yapılan tahlil ve tetkiklerinizin temiz çıkması, sonuç olarakta doktorun yaşadığınız durumun psikolojik olduğunu söylemesi… işte tam olarak da psikosomatik hastalık kavramının karşılığıdır. Kişinin fizyolojik yakınmalarının olmasına rağmen organik kökenli bir hastalığı bulunmamaktadır. Somatizasyon bozukluklarını kendi içinde dört gruba ayırmak mümkündür:

  • Ağrı semptomları,
  • Gastrointestinal semptomlar,
  • Cinsel semptomlar,

Psödonörolojik semptomlar (sağırlık, körlük, bir bölgede güç yitimi, denge kaybı gibi nörolojik kökenli olduğu düşünülecek semptomlar)

Dünyanın her yerinde insanlar içsel sıkıntılarını yaygın biçimde beden yoluyla ifade ederler. İçsel sıkıntının bedenselleştirilmesini patolojik düzeye taşıyan etkenlerin neler olduğu henüz tam bilinmiyor ancak araştırmalar öğrenme davranışının etkisinin büyük olduğunu gösteriyor. Ebeveyn tutumlarını modelleyen ve ürettikleri ağrılarla kliniklere başvuran çocuklara ilişkin pek çok vaka çalışması mevcuttur.
Somatoform bozuklukları, merkezi sinir sistem ile ilgili olduğu için psikosomatik hastalıklarda tüm beden etkilenebilir. Örneğin bir sınavınız var ve sınavda kötü not alacağınıza dair bir inancınız var düşünce sisteminiz başaramayacağım, yeterli değilim, hayal kırıklığı yaratan biriyim gibi negatif düşüncelerle dolduğunda vücudunuz karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı, baş dönmesi, kusma isteği, terleme, titreme, vs. gibi fizyolojik semptomlar gösterebilir. Genel olarak sayacak olursak migren, yüksek tansiyon, kas ve eklem ağrıları, ülser, tiroid, gastrit, reflü, egzama, zona, eklem iltihapları (fibromiyalji), İrritabl bağırsak sendromu (İBS) gibi birçok hastalığı örnek verebiliriz.

Psikosomatik hastalıklarda belirtiler fizyolojik olarak ortaya çıktığı için hastalar öncelikle bir hekimden yardım arayışına girer. Daha önce psikolojik vakalarla karşılaşmış bazı hekimler bir iki tahlil ve tetkikten sonra durumun psikolojik olduğunu farkederek bir psikologdan yardım alınmasını önerirken; bu tür vakalarla nispeten daha az karşılaşan hekimler ise daha derinlemesine araştırmalara girerek zaten kaygıları artmış olan ve fizyolojik rahatsızlığı olduğunu düşünen hastanın şüphe içerisinde kalmasına sebep olmakta hem maddi hem manevi olarak zor bir sürece sokmaktadır. Psikosomatik hastalıkların tedavisi aslında çokta zor değildir fakat hasta psikolojik olmadığını düşündüğü ve kronikleşecek seviyeye kadar psikolog yardımı almayı reddettiği için uzun soluklu bir tedavi süreci öngörülebilir.

Psikosomatik hastalıkların tedavisinde kullanılan birçok terapi metodu bulunmaktadır ve tüm metodlarda esas amaç hastalığı değil, hastayı tedavi etmektir. Kendi danışan deneyimlerimde eklektik bir yöntem izlemekle birlikte daha hızlı ve verimli sonuç aldığım için EMDR terapisini yoğun olarak kullanıyorum. Kişinin yaşamış olduğu sürecin çıkış noktası, kendisiyle ilgili negatif tutumu ya da geçmiş yaşantıları üzerine çalışan EMDR, her ne kadar travmalar üzerine çalışan bir metod olsa da Psikosomatik hastalıkların tedavisinde (panik atak, panik bozukluk, hastalık hastalığı (hipokondriazis), anksiyete (kaygı) bozukluğu gibi daha birçok psikosomatik hastalığın tedavisinde) oldukça etkilidir.

Vücudun bilinçli kontrol olmaksızın fizyolojik süreçlerini düzenleyen sistemine Otonom Sinir Sistemi denir. Otonom sinir sistemi ise iki bölümden oluşur. bunlardan biri Sempatik diğeri ise Parasempatik sinir sistemidir. Parasempatik sistem, sorunsuz stabil durumdur. Sempatik sinir sistemi ise beynin tehlikeli bir durum algıladığında devreye “savaş ya da kaç” durumunu sokmasıdır. Beyin tehlikeli bir şey yaşadığınız zaman parasempatik sistemi devreye sokar fakat tehlikeli bir şey yaşadığını sandığı zamanda devreye sokar ve “mış gibi” yapmaya başlarız. Kalp krizi geçiriyormuş gibi, nefes alamıyormuşsunuz gibi, beyninizde sanki tümör kitlesi varmış gibi…
Psikosomatik hastalıklar kişinin yaşam kalitesini ciddi anlamda bozduğu için hayata adapte olmak zorlaşır ve kişinin odak noktası bedeni olmaya başlar.

Ruh sağlığı ile beden sağlığı arasında doğrudan bir ilişki vardır. Bu ilişkiden ötürü, kişi hayatında bir şeyler yolunda gitmediği zaman strese girer. Ruhta oluşan stres sebebiyle vücut kendince bir çözüm üretmeye ya da uyum sağlamaya çalışır. Kişi stresle mücadele etmede yetersiz kalıp stres seviyesi arttığında ise vücudumuz durumdan etkilenmeye başlar.

Psikosomatik hastalıkların en büyük sebebi stres olmakla beraber oluşmasının sebebi halen büyük ölçüde bilinmemektedir. Bunun yanında genetik yapının, öğrenme davranışının ve çocuklukta yaşanan travmatik tecrübelerin psikosomatik hastalıkların risklerini arttırdığına dair araştırmalar bulunmaktadır. Özellikle belirgin bir hastalığa işaret etmekle beraber bir organ bozukluğu ile bağlantılandırılamayan fizyolojik şikayetlerin varlığı, bu süreci yaşarken başlayan içsel çatışmaların varlığı ve son olarak beden sağlığı ile ilgili aşırı meşguliyetin bilinç düzeyinizin kontrolü dışında oluşmaya başlaması geliştiyse psikosomatik bir hastalık yaşadığınızın işaretidir. Böyle bir durumda çok geçmeden ve durum kronikleşip daha zor bir durum almadan psikolojik yardım almaya başlamak gerekir.